Mu, insan neslinin yaşaya geldiği binlerce yıllık duygu ve bilinç düzeyindeki serüveninin geçtiği mekânın adıdır. Yuvadır mu, içeriyi dışarıdan ayıran, koruyan ve saklayan. Su ve ışıktan yapılmıştır; ancak su ve ışık geri alabilir onu. Suyun saklandığı sarnıç gibidir mu, duyguları ve algıları biriktirir durmadan. Muteber ve yaşamı sürdürmeye muktedir. En ücra köşesindeki kısacık bir an dahi bu birikimden sökülüp atılamaz. Çünkü her türlü serüven başlangıç ve bitişi itibariyle üst üste bindirilmiş basamaklar bütünüdür. Birinin üzerine basılmadan diğer basamağa geçilmez ama atlanabilir
Su, yaşamın adıdır. Suyla ıslanmış toprak ya da yükünü kaldırmış bir bulut hazırdır yeni serüvenler başlatmaya. Kâğıttan olduğu kadar bakırdandır kitapların bir tarafı. İletir olduğu gibi geçirerek karşıya bütün mesajları. Kitap, zamanlar arasında gidip gelen bir sudur, değince okura yaşamın kendisi olur. Başlamış bir serüven devam eder bittiği yerden. Ses, ince bir çizik yahut da yamacın başındaki sükûnet içindeki yalnız bir taş, başlatanıdır bazen büyük maceraların. Mu hazırdır peşine düşmeye her serüvenin. Açar iri geniş göğsünü, açar bütün vadilerini, dehlizlerini, koyaklarını.
Zû’ ışıktır, aydınlıktır. Evren ve şakaklarımızdan kayıp giden şu acımasız zamanın kendisi. Suyla zû’ birleşince fışkırır oradan yaşam, yeşerip hızla büyür bir dal mu’nun iri ve geniş göğsüne tutunarak. Her varlık mu’da büyüyüp serpileceği bir serüven bulur kendine. Hiçbir menkıbe küçümsenmez ötelenmez burada. En ufak figüran bile büyük kahramanıdır herhangi bir serüvenin. Kâğıttan olduğu kadar duvardandır kitapların bir tarafı. Ne varsa içine alıp saklar sonsuza kadar. Kitap, Işığın nüfuz ettiği evdir, kapısından içeri girince okur, pencere köşesi, yer döşemesi gibi evin bir parçası olur. Çeker ışığı iliklerine, çeker karanlığını dağıtmak istercesine, sonra yanar, kendi de pervane olur. Zû’ ve sudan yapılmış kıta, ev, kitap her ne varsa, kısaca mu diyelim biz adına. Budur hakkımızda söylenecek, adımıza sebep de bu.
